Bu sayfayı kaygısı hayatını daraltmaya başlamış kişi, onun yakını ve konuyu araştıran meslektaşlarım için yazdım. Kaygının ne zaman bir bozukluk sayıldığını, muayenehanemde değerlendirmeyi nasıl yaptığımı, hangi tedavinin neden seçildiğini ve neyin işe yaramadığını anlatacağım.
İçindekiler
1. Kaygı ne zaman bozukluk olur
Kaygı tek başına bir arıza değildir. Belirsiz bir tehdide karşı bedeni ve zihni hazırlayan, hayatta kalmamızı sağlayan bir yanıtlar sistemidir. Sınav öncesi hızlanan kalp, önemli bir görüşme öncesi bozulan uyku bu sistemin olağan çalışmasıdır.
Sorun, sistemin gerçek tehlikeyle orantısız biçimde, çok sık ve çok uzun süre çalışmasıyla başlar. Klinikte dört soruya cevap arıyorum:
- Orantı: Kaygının yoğunluğu, kaynağıyla ölçüldüğünde makul mü?
- Süre: Haftalar ve aylar boyunca sürüyor mu, yoksa belirli bir olaya bağlı olarak gelip gidiyor mu?
- İşlev: İş, okul, ilişki ya da günlük düzen bundan zarar görüyor mu?
- Kaçınma: Kişi kaygı duymamak için hayatından bir şeyleri çıkarmaya başladı mı?
Dördüncü soru benim için en belirleyici olanıdır. Kaygının şiddetinden çok, kişinin kaygı yüzünden vazgeçtiği şeyler tablonun ağırlığını gösterir. Asansöre binmeyen, toplantıda söz almayan, şehir dışına çıkmayan, telefonu açmayan biri için kaygı artık bir duygu değil, hayatın sınırlarını çizen bir düzendir.
Kaygı bozuklukları en yaygın ruhsal bozukluklar arasındadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2019’da dünyada yaklaşık 301 milyon kişi bir kaygı bozukluğuyla yaşıyordu. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık iki kat daha sık görülür.
2. Kaygı bozukluğunun türleri
“Kaygı bozukluğu” tek bir hastalığın adı değil, ortak çekirdeği kaygı olan geniş bir ailenin adıdır. Tedavi planı türe göre değişir.
Yaygın anksiyete bozukluğu. Belirli bir konuya bağlı olmayan, iş, sağlık, aile, para gibi pek çok alana yayılan ve kontrol edilmesi güç bir endişe halidir. Kişi çoğu zaman “hep böyleydim” der, içinde olduğu kişiliği kanıksamıştır. Tanı için bu tablonun en az altı ay sürmesi ve yorgunluk, kas gerginliği, uyku bozukluğu, odaklanma güçlüğü gibi bedensel ve zihinsel belirtilere eşlik etmesi gerekir.
Panik bozukluk. Birkaç dakika içinde zirveye ulaşan ani ve yoğun korku nöbetleri: çarpıntı, nefes darlığı, göğüste baskı, uyuşma, baş dönmesi, “kalp krizi geçiriyorum” ya da “aklımı kaybediyorum” düşüncesi. Tek bir panik atak bozukluk anlamına gelmez. Bozukluk, atakların tekrarlaması ve kişinin bir sonraki ataktan korkarak hayatını buna göre düzenlemeye başlamasıyla ortaya çıkar.
Sosyal kaygı bozukluğu. Başkalarının değerlendirmesine açık olunan durumlarda, yani konuşma yapmak, yemek yemek, tanımadığı biriyle tanışmak gibi durumlarda yoğun utanç ve küçük düşme korkusu. Çoğu zaman “çekingenlik” diye geçiştirilir ve yıllarca tanı almaz.
Agorafobi. Kaçmanın zor olacağı ya da yardımın gecikebileceği yerlerden korkma: kalabalık, toplu taşıma, köprü, kuyruk, evden yalnız çıkmak. Sıklıkla panik bozukluğun ardından gelişir.
Özgül fobiler. Belirli bir nesne ya da duruma yönelik korku: uçak, kan, iğne, yükseklik, hayvanlar. Kişinin hayatını kısıtladığı ölçüde tedavi konusudur.
Obsesif kompulsif bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu eskiden bu grubun içinde sayılırdı. Bugün ayrı başlıklar altında sınıflandırılıyorlar. OKB için şu yazıma bakabilirsiniz. Obsesyon ve Kompulsiyon Nedir?
3. Belirtiler: neden önce bedene bakılır
Kaygı bozukluğu olan kişilerin önemli bir bölümü psikiyatriste gelmeden önce kardiyoloğa, gastroenteroloğa, nöroloğa ve acile gider. Bu bir hata değil, tablonun doğası gereğidir. Kaygı en çok beden üzerinden konuşur:
- Bedensel: Çarpıntı, nefes darlığı, göğüste sıkışma, terleme, titreme, mide bulantısı, ishal, baş dönmesi, kas gerginliği, uykuya dalamama.
- Zihinsel: Durmayan endişe, felaket senaryoları, odaklanma güçlüğü, zihnin boşalması, “bir şey olacak” hissi.
- Davranışsal: Kaçınma, sürekli güvence arama, internette belirti araştırma, bir yere gitmeden önce aşırı hazırlık, huzursuzluk.
Bedensel belirtilerin tetkik edilmesi doğrudur ve gereklidir. Sorun, tetkikler temiz çıktıktan sonra kişinin “bir şey yokmuş” denilerek gönderilmesi ve aynı döngünün başka bir bölümde tekrarlamasıdır. Belirtiler gerçektir; kaynağı kalpte ya da midede değil, alarm sisteminin ayarındadır.
4. Kaygıyı sürdüren döngü
Kaygı bozukluğunda kişiyi en çok şaşırtan şey şudur: kaygıdan kurtulmak için yaptığı her şey, kaygıyı büyütür.
Bu çelişkinin mekanizması basittir. Kaygı duyulan durumdan kaçınıldığında kaygı hemen düşer. Bu rahatlama beyne şu mesajı verir: “Bu durum gerçekten tehlikeliydi ve kaçarak kurtuldun.” Bir sonraki sefer kaygı daha erken ve daha yoğun gelir. Kaçınılan alan genişler.
Aynı mekanizma daha görünmez biçimlerde de çalışır:
- Güvence arama: Eşe “iyi miyim, bir şeyim yok değil mi?” diye tekrar tekrar sormak, belirtiyi internette aramak, aynı tetkiki yeniden yaptırmak.
- Güvenlik davranışları: Çantada her zaman ilaç taşımak, yalnız dışarı çıkmamak, kapıya yakın oturmak, toplantıdan önce cümleleri ezberlemek.
- Kimyasal baş etme: Alkol ya da reçetesiz kullanılan sakinleştiricilerle kaygıyı kısa süreliğine bastırmak.
Bunların her biri o an işe yarar ve uzun vadede tabloyu kalıcılaştırır. Bu yüzden tedavinin hedefi kaygıyı hiç hissetmemek değildir. Hedef, kaygı varken de kişinin hayatına devam edebilmesidir. Kaygının azalması çoğu zaman bunun sonucu olarak gelir, ön koşulu olarak değil.
Yakınlar için bunun önemli bir sonucu var: sevdiğiniz kişiyi kaygıdan korumak için onun yerine telefonu açmak, onu her yere götürmek, her soruya güvence vermek iyi niyetlidir ama döngünün parçası haline gelebilir. Bunun nasıl değiştirileceği tedavide ayrıca konuşulur.
5. Değerlendirme: ilk görüşmede neye bakıyorum
İlk görüşme bir değerlendirme görüşmesidir. Şunları konuşuyoruz
- Kaygının ne zaman başladığı, nasıl seyrettiği, hangi durumlarda arttığı
- Hangi alanlardan kaçınıldığı ve günlük hayatın ne kadar daraldığı
- Daha önce denenen tedaviler, kullanılan ilaçlar ve neden bırakıldıkları
- Uyku, alkol, kafein ve madde kullanımı
- Eşlik eden tablolar: depresyon, dikkat eksikliği, bağımlılıklar
- Ailede benzer öykü
Tıbbi nedenlerin dışlanması. Bazı bedensel durumlar kaygı bozukluğunu taklit eder ya da ağırlaştırır: tiroit işlev bozuklukları, kalp ritim bozuklukları, aşırı kafein ve enerji içeceği tüketimi, alkol ya da madde kesilmesi, bazı ilaçlar (örneğin kortizon türevleri, bazı astım ve soğuk algınlığı ilaçları). Öyküye göre gerekli görülen tetkikleri isterim ya da yapılmış olanları birlikte değerlendiririz.
Ölçekler ve testler değerlendirmeye yardımcı olur ama tanıyı koymaz. İnternette doldurulan bir kaygı testi, bir hekimle yapılan görüşmenin yerini tutmaz.
6. Psikoterapi
Kaygı bozukluklarında psikoterapinin etkinliği iyi bilinmektedir ve çoğu hasta için tedavinin temel taşıdır.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT). Kaygı bozukluklarında kanıt tabanı en geniş psikoterapi yaklaşımıdır. İki bileşeni var. Birincisi, felaketleştirme, olasılığı abartma, belirsizliğe tahammülsüzlük gibi düşünce kalıpları üzerinde çalışmak. İkincisi ve daha belirleyici olanı, maruz bırakma: kişinin kaçındığı durumlara planlı, aşamalı ve kontrollü biçimde yeniden girmesi. Beyin, tehlikeli sandığı durumun tehlikeli olmadığını konuşarak değil, deneyimleyerek öğrenir.
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT). Ağırlıklı olarak kullandığım yaklaşım olan ACT, kaygı düşüncelerini tartışıp çürütmeye çalışmak yerine onlarla ilişkiyi değiştirmeyi hedefler. “Bu düşünce doğru mu?” sorusu yerine “Bu düşünceye göre davranmak beni istediğim, anlamlı hayata yaklaştırıyor mu?” sorusunu sorar. Kaygıyla savaşmak, onu zihnin merkezine yerleştirir. Savaşı bırakmak, kaygıyı yok etmez ama hayatın geri kalanına yer açar. Bu yaklaşımı daha ayrıntılı anlattığım sayfa: Kabul ve Kararlılık Terapisi
Psikoterapi tek başına yeterli olabilir; özellikle hafif ve orta şiddetteki tablolarda ve özgül fobilerde çoğu zaman ilk seçenektir. Ağır tablolarda ya da eşlik eden depresyon varsa ilaçla birlikte yürütülür. Bireysel Psikoterapi
7. İlaç tedavisi
Kaygı bozukluklarında ilaç tedavisi hakkında en çok duyduğum iki endişe var: “bağımlı olur muyum?” ve “kişiliğim değişir mi?” İkisine de dürüst bir cevap gerekiyor, çünkü cevap ilacın türüne göre değişir.
Antidepresanlar (SSRI ve SNRI grubu). Kaygı bozukluklarının çoğunda ilk tercih edilen ilaçlardır. “Antidepresan” adı yanıltıcıdır; bu ilaçlar kaygı bozukluklarında da etkinlikleri gösterilmiş ilaçlardır. Bağımlılık yapmazlar. Bilinmesi gereken üç nokta var:
- Etkileri hemen başlamaz. Belirgin fark genellikle birkaç hafta içinde ortaya çıkar. İlk haftalarda kısa süreli bir huzursuzluk artışı olabilir; bu yüzden düşük dozla başlarım.
- İyileşme sağlandıktan sonra ilacın bir süre daha devam etmesi gerekir. Erken bırakmak, yinelemenin en sık nedenlerinden biridir.
- Bırakma kararı birlikte verilir ve doz kademeli olarak azaltılır. Aniden kesmek kesilme belirtilerine yol açabilir.
Benzodiazepinler (sakinleştiriciler). Hızlı etki ederler ve bu yüzden cazip görünürler. Ancak düzenli ve uzun süreli kullanımda tolerans ve bağımlılık gelişebilir, kesilmeleri güç olabilir ve alkolle birlikte kullanıldıklarında tehlikelidirler. Ayrıca kaygıyı hızla bastırdıkları için yukarıda anlattığım kaçınma döngüsünün kimyasal bir parçası haline gelebilirler. Bu ilaçları kullanırsam kısa süreli ve sınırlı bir amaçla kullanırım. Başka bir hekimin reçetesiyle yıllardır bu ilaçları kullanan hastalarda ise kademeli azaltma kendi başına bir tedavi başlığıdır.
İlaç kararı her hastada ayrı verilir. Bazı hastalarda hiç ilaç kullanılmadan süreç yürütülür. Psikiyatrik İlaç Tedavilerini ele aldığım yazımda çok daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz.
8. Kaygının yanında gelenler
Kaygı bozukluğu nadiren yalnız gelir ve eşlik eden tablo atlandığında tedavi takılır.
- Uzun süren kaygı, zamanla umutsuzluğa ve isteksizliğe dönüşebilir. İkisi birlikte olduğunda tedavi planı değişir.
- Alkol kullanımı. Kaygıyı alkolle yatıştırma, özellikle sosyal kaygıda sık görülür ve zamanla bağımsız bir sorun haline gelir.
- Erişkin DEHB. Dikkat eksikliği olan erişkinlerde sürekli yetişememe, unutma ve son dakikaya kalma, ikincil bir kaygı tablosu yaratır. Kaygı tedavi edilir ama altta yatan dikkat sorunu görülmezse kaygı da geri döner. Yetişkinlerde DEHB
- Kumar ve diğer davranışsal bağımlılıklar. Bazı kişilerde bahis ya da kumar, kaygıdan kaçışın bir yoluna dönüşür. Kumar Bağımlılığı’nda kaygının çekirdek rolünü çok önemsiyorum. O sayfadaki detaylı yazıma bakabilirsiniz.
9. Süreç nasıl işliyor
İlk görüşme. Değerlendirme görüşmesidir; yukarıda anlattığım başlıkları konuşuruz. Görüşmenin sonunda tablonun ne olduğunu, hangi tedavi seçeneklerinin bulunduğunu ve gerçekçi bir süre aralığını paylaşırım.
Süre ve sıklık. Seanslar ortalama 50-60 dakika sürer. Başlangıçta görüşmeler daha sık yapılır, tablo oturdukça aralıklar açılır.
İlaç takibi. İlaç başlandıysa ilk kontrol 3-4 hafta sonra yapıyorum; etki ve yan etkiler değerlendirilir, doz buna göre ayarlanır.
Yakınlar. Kişi isterse ve uygun görülürse, eş ya da bir aile üyesiyle ortak bir görüşme planlanabilir. Özellikle güvence verme ve eşlik etme döngüsünün değişmesi için bu görüşme işe yarar. Neyin paylaşılacağına önceden birlikte karar veririz.
Gizlilik. Görüşmede konuşulanlar hekimin sır saklama yükümlülüğü kapsamındadır.
10. Videolu anlatım
Kaygıyla mücadele etmenin neden onu büyüttüğünü ve ACT yaklaşımının buna ne önerdiğini LaternaTV’deki “Zihninizle Savaşmayı Bırakın” yayınında anlattım. Okumak yerine dinlemeyi tercih ediyorsanız buradan izleyebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Kaygı ile korku arasındaki fark nedir?
Korku, o anda var olan somut bir tehlikeye verilen tepkidir. Kaygı ise henüz gerçekleşmemiş, çoğu zaman belirsiz bir tehdide yöneliktir. Kaygı bozukluğunda sorun, bu alarmın gerçek tehlike olmadan da sık ve yoğun biçimde çalmasıdır.
Kaygı bozukluğu kendiliğinden geçer mi?
Hafif ve yakın zamanda başlamış tablolarda dalgalanma ve kendiliğinden hafifleme görülebilir. Ancak aylardır süren ve kaçınmanın yerleştiği tablolar genellikle tedavi olmadan kalıcılaşır, çünkü kaçınma döngüsü kendi kendini besler.
Panik atak geçirirken acile gitmeli miyim?
İlk kez yaşanan göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da bayılma hissinde acile başvurmak doğrudur; bu belirtilerin bedensel bir nedeni dışlanmalıdır. Daha önce değerlendirilmiş ve panik atak olduğu bilinen tekrarlayan ataklarda ise her atakta acile gitmek, döngünün bir parçası haline gelebilir. Bunun nasıl yönetileceği tedavide konuşulur.
Kaygı ilaçları bağımlılık yapar mı?
İlk tercih edilen ilaçlar olan SSRI ve SNRI grubu bağımlılık yapmaz. Sakinleştirici grubu ilaçlar (benzodiazepinler) ise uzun süreli kullanımda bağımlılık yapabilir; bu yüzden kısa süreli ve sınırlı kullanılır.
Tedavi ne kadar sürer?
Tablonun türüne, şiddetine ve süresine göre değişir. Kesin bir süre vermek mümkün değil; ilk görüşmenin sonunda gerçekçi bir aralık söylerim.
Psikolog mu, psikiyatrist mi?
Tanının konması, tıbbi nedenlerin dışlanması ve ilaç kararı psikiyatristin işidir. Psikoterapi hem psikiyatrist hem de psikolog tarafından yürütülebilir. Ben ikisini birlikte yürütüyorum.
Online görüşme yapılabiliyor mu?
Evet, uygun durumlarda. Online Psikoterapi
Bu rehber Doç. Dr. Alparslan Cansız tarafından, anksiyete ile baş etme yolları konusunda toplumu bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Yaşam kalitenizi kısıtlayan kaygılar için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Doç. Dr. Alparslan Cansız, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu ve psikiyatri uzmanıdır. Uzmanlık eğitimini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tamamlamış; Harran ve Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültelerinde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ve aile terapisi alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Halen Ankara Çankaya’daki özel muayenehanesinde hizmet vermektedir.






